Şimdi Uzaklardasın, Hayallerdesin, Rüyalardasın...

Düşlerin bitmek bilmiyor
Gözlerin gülmek bilmiyor
Gönlünde sonsuz arayış
Sevmek istiyor
Sevmek istiyor


-Aynadaki Münzevi’ye-

Gelmiştin
Durgun bir düş gölünden çıkıp gelmiştin
Herkes buraya geldiğine göre
Gönül fethedilen bir şeyler olmalıydı burada
Herkes buraya geldiğine göre
Deniz huzur, toprak hasret, şarkılar nihavent kokuyor olmalıydı burada
Herkes buraya geldiğine göre
Bu yerde sevda olmalıydı
Herkes buraya geldiğine göre
Bu işte bir iş vardı…


Sen de geldin
Durgun bir düş gölünün ortasından
Gönlünde sonsuz arayış insanları sevmek istiyordu
Kendi ıssızlığının camlarına vuran kimsesizlikti belki seni aynalardan fırlatan Yada insanlardan uzaktalık...
Dönüp aynaya baktığında, sanki asırlar geçmişti bir saniyelik göz kırpmasında Ayrılıklar, korkular, yalnızlıklar…
Cilana yansıyan şeyler ne de çabuk biçim değişmişti
Yollar, şehirler, kelimeler…



Geldin
Burada yeni bir hayat olacağı yalanını kendin de dahil herkese söyledin. Oysa burada herkes sırtını dayı gibi birbirine, kendi türünden olana veriyordu. Sen bir hayalettin, kendini ete, kemiğe bürünmüş bir vücut sandın. Bir sığınmacı, buradaki dünyaya iltica etmek isteyen biri olduğun halde kendini buranın öz malı sandın…


Aynalar gerçeği yansıtırdı ya?
Gerçeklerin burada soğuk camına çarpan yalanlardan daha soğuk olduğunu anladın. Her biri buz dağları gibi çarptıkça yüreğine, köprü altı çocukları gibi geceler boyu üşüyen ellerini yalanların alevlerine uzattın. Gönül verdiklerine güven duyacağın kendini inandıracak yalanlara öyle çok ihtiyacın vardı ki... Kalbin acılarla dolmuştu. Düşlerin bitmek bilmiyordu. Gözlerin bir türlü gülmek bilmiyordu. Yaralı bir kuş gibi kalmıştın bu hayatın ortasında. İnsanlar ne kadar da güvensiz ve hoyrattılar sana karşı.
Neydin sen burada?
Can
Arkadaş
Dost
Sevgili
Kalem
Neydin sen burada?..


Bu sualler bir bıçak gibi saplandı yüreğine!.
Sonra tek tek buldun acımasız cevaplarını da…
Karanlık olarak yalnız gece mi var sanıyordun? Derin kuyular, mağaralar mı? İnsanlığın kalbi hepsindn karanlıktı. Oysa bu hayata karışmamak için tek yurdundu senin yalnızlığın. Gurbet aldı seni savunmasız ve tutsak kaldın. Düşlerin bitmek bilmedi yine de sevmek üzerine. Hayat hiç olmadığı kadar ağır tokatlarla itti seni derin bir kuyuya.
Sonra dipsiz bir karanlık
Kimseler duymadı feryatlarını
Sonrası
Bu diyarda kimsesizliğin de ötesinde bir yalnızlık.


Bir gün gözyaşları içinde dedin ki secde de;
"Rabbim ben Hüseyin kadar mı sevimliyim? İlahe ente maksudi ve rızake matlubi."
Kalbin acıyla doldu kaçmak istercesine
Gönlün kanatlanıp uçmak istedi kendi yurduna dönmek istercesine
Geldiğin yere
Kendine...


Şimdi
Ağlıyor sessiz sözlerin
Dalıyor bitkin gözlerin
Sönmeyen ateşler gibi
Yanıyor yüreğin
Yanıyor yüreğin


Ah Aynadaki Münzevi!
Sen bu diyarın trenini çoktan kaçırmadın mı? En ağır ihanetlerle sınandığın gecelerde sana acı verenler için dualar etmedin mi? “Allah’ım ben varlığımla sıkıntı vermek için değil, sevmek için varım insanları? Bana inayet et… Efendimiz'in duasıyla yakarıyorum sana; Allah'ım başımı yaranları hidayet eyle, dişimi kıranları hidayet eyle..."


Sen Hüseyin kadar mı sevimliydin?
İnsanlar sen can yoldaşı olmak istedikçe kendi üç kuruşluk dünyevi çıkarları olanlar için seni dışladılar. El kapısında ne çabuk da harcandın? Buna rağmen gururunun yelkenlerini indirip sevmek ve affetmek için bahaneler aradın insanları. Dost oldun, arkadaş oldun, merhamet oldun, sevgi oldun. Sönmeyen ateşler gibi yandı yüreğin. Her defasında öyle çok reddedildin ki. Bu sanal hayatta bütün sabrını, kendine ve insanlara olan güvenini her şeyi nihayet tükettin. Artık kendinle hesaplaşacak bir benliğin bile kalmadı. Herkes alabildiğince koca bir “ben” ken, senin dönüp kendine sığınacak bir kendin bile kalmadı.


Şimdi ağlıyor sessiz sözlerin
Hep uzaklara dalıyor bitkin gözlerin
Sönmeyen ateşler gibi yanıyor yüreğin
Yanıyor yüreğin


Bu yürek yangınıyla bir gün terk edip gittin
Geldiğin düş gölüne tekrar geri döndün
Gittin
Kalbin acıyla doldu kaçmak istercesine.
Ama bunun adı kaçmak olmamalıydı.
Kaçarsan gitmiş olmazdın ki…
Hem öyle bir gitmeliydin ki, arkandan gelmemeliydi acılar.
Bir daha takip etmemeliydi arkandan iki yüzlü gülüşler.
Gittin…


Şimdi uzaklardasın
Öyle bir gittin ki kendin bile anlamadın nasıl gittiğini
Gidişinin bir anlamı yoktu, bir hikayesi
Gidişinin bir fragmanı yoktu, altyazısı veya Altın Portakal’a aday bir müziği
Giderken sadece kendin gittin
Yardımcı oyuncular perde kapanırken arkanda kaldı.
Bu gidişin öyle bir ağırlığı yoktu, başın da dik değildi, gururun da.
Adeta geldiğin bu diyarda hezimete uğramıştın.
Bütün aldanışların arkandan el salladı.

Şimdi
Uzaklardasın
Hayallerdesin
Rüyalardasın
Yalnız
Kendi derdinle
Kendi halinde
Derinlerdesin


Gittin
Bu kez gidişinin bir derinliği vardı
Suskunluktu bu gidişin adı
Gürültülü bir yanı yoktu
Rahatsız etmiyordu
Bu kez kimsenin uykusunu kaçırmamıştın
Yalnız kendi halinde
Kendi derdinde
Derinlerdeydin


Senin gidişinle yosun kokusu sardı berzahı
Papatyalar gülümsedi
Yağmurlar sevgi ve rahmetle yağdı
Gidişinin anlaşılır bir yanı yoktu
Yalnız kendi derdinde, kendi halinde derin ve yalnız bir "Vav'dın"
"Korkma! dedi İbn-ül-vakt; Toprak insanı kefensiz de kabul eder!
Sen bıçak kesmez bir İsmail,kurtlanmaz bir Eyyüb ol!
Sev onun gibi yaralarını, yaralayanı
Kurtlarına şefkatli ol..."

Ah
Şimdi
Uzaklardasın
Hayallerdesin
Rüyalardasın
Yalnız
Kendi halinde
Kendi derdinle
Derinlerdesin
Derinlerdesin
Derinlerdesin

0 yorum:

Loading...