http://www.umutfm.com/izle.php?id=2060
-Kurşun Kalemin Orucu-
(Altıncı Hikâye)
“Artık, ye, iç, gözün aydın olsun.
Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki;
“Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım,
bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.”
(Meryem Sûresi,âyet;26)
- Şeyh Hamidûddîn-i Velî Hazretlerine-
“Evliyanın ayak tozu aramıza döndü demek…
Ancak bu kez yalnız değil… Elinde bir hikâyesi var…"
Yazımın başlangıcı burada.
“Bu senin hikâyen mi?”
“ Ancak… Bu nasıl olur?”
“Bunu yazmaya nasıl cesaret etmiş?”
“Evet!.. O bunu yazmamalıydı?”
“Bu hikâyenin kendi hikâyesi olduğunu itiraf ediyor!”
“İnanılır gibi değil!..”
“ Hayır!.. Hayır!.. Sude, nasıl böyle bir hikâyeyi yazdın? Hepimiz ümidimizi sana bağlamıştık!”
“ Bu ne utanç Sude! Dedelerinin gözü aydın!”
“Sen iğrenç ve çirkin bir iş yaptın Sude! Sen günahkârsın Sude! Günahkâr!”
Ne görüyorum Sude! Nasıl inanayım”
“İnanılması güç değil kıymetli başyazarımız! Size halkı aldattığını söylememiş miydim? Bu ikiyüzlü kız hepimizi aldattı!.. Samimi bir şekilde aramızda yazdığını sanıyorduk, ama şimdi ne görüyoruz? Elinde bizim düzenimize uymayan, hiçbir saygın yayınevinin neşredemeyeceği tuhaf hikâyeler var! Kendini yüce velilerin izinden giden ehl-i tasavvuf bir şey sanıyor! İrfan dünyamızın vay haline!.."
“Tüh sana! Böyle mi yazacaktın!”
“Sude… Ne oldu kızım?.. Nerelerdeydin?..”
“Sude!.. Evliyanın ayak tozu… Dedelerin evliya idi… Hocaların ve seni seven yazar abilerinin hepsi de saygın ve onurlu kalemler!.. Bu utancı nasıl taşırsın?”
“ Onu asmalıyız!.. Bu düzene karşı gelen kalemlere verilen cezadır!”
“ Eveeeet!..”
“Asalım onu… Hatta yakalım!.. Cezasını çeksin!..
“Yakılmalı!..”
“Ateş!.. Sadece ateş onu paklar!..”
“Sude… Konuş kızım… Kendini savun…”
“Konuşsun mu? Görmüyor musunuz? Nasıl da zamanın da susma orucu tutmuş!.. Kuşkusuz, yerinde kim olsaydı, aynı şeyi yapardı!”
“Konuş!.. Konuş!.. Orucunu boz!.. Kimin emriyle oruç tuttun? Kendini kurtarmak için bile konuşmayacak mısın? Orucun kabul edilir mi sanıyorsun?.. Bu kara hikâye nedir? Söyle!.. Söyle!..”
“Bu da ne demek oluyor? Neye işaret ediyorsun sen? Hikâyeye mi soracağız yani? Bizimle alay ediyor bu kız! Bu da yeni bir oyun! Bizden hikâyesiyle konuşmamızı istiyor! Sen bizi deli mi sandın?”
“Tasavvuf mafavvuf aklını başından almış bu kızın!..”
“Biz hikâyedeki kahramanlarla nasıl konuşalım?”
“Görüyor musunuz ne günlere kaldık? Sude, hikâyesiyle konuşmamızı istiyor!! Şu halde ne bekliyorsunuz? Öne çıkın ve bu hikâyeyle konuşun! Sayın yazarlar, hikâyeciler, büyük edipler, romancılar, ülkenin büyük yayınevi sahipleri, bilginlerimiz, niçin bu isteği yerine getirmiyorsunuz? Gerçekten de bu iş büyük cesaret istiyor! Şu halde izin verin, önce ben konuşayım… Evet, ben burada bulunan ve tanık olanlar adına onunla konuşacağım… Ey konuşan hikâye siz kimsiniz, kendinizi tanıtın ki hepimiz sizi tanıyalım!..”
Ve o zaman hikaye dile geldi…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




0 yorum:
Yorum Gönder