Mutantan Şehrin Hikâyecisi (Yahya Kemal Beyatlı)

Git bu mevsimde gurup vakti, Cihangir’den bak
Bir zaman kendini karşıdaki rüyaya bırak
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan
O ilâh isteyip eğlence hayalhanesine
Çevirir camları birer peri kâşanesine.

Yahya Kemal Beyatlı


Ömrümüzde bir kez, ama bir kez hissetseydik o sızıyı yüreğimizde... Mutantan bir şehrin serabına bakarken kavrulsaydı yüreğimiz o çılgın susuzlukla... Ve zamana gerili bir yay gibi her fırladığında bakışlarımız maziye, dağılıp çözülseydi ayaklarımız kadim bir ölünün lanetiyle… Belki o vakit… O vakit anlayabilirdik ey şair ve görebilirdik belki o 'Mutantan Hayal Şehri'ni' de… Uzaklaşan bir rüyanın ardından rüya meleklerine seslenebilseydik, anlayabilirdik senin bir ölüyü geri getirebilecek güçteki kelimelerinin iksirini de…

Bir 'Mutantan Şehrin Hikâyecisidir' Yahya Kemal… Hayal bir şehri kâğıtlar üzerine çağırmak, o kâğıt üzerinde bir âlem kurmak kaç sanatkârın kârıdır ki? Her gece oturduğunda sarı saman kağıtlarının başına, o sessiz saatte hayal şehrin kapıları da açılır ardına dek bir seyr ü seferle. Kelimelerin rüya denizine aktığı bu sahile hangi hayattan kopup gelmiştir şair kim bilir?

Kaybolmuştur Yahya Kemal gölgeler ülkesinde. Bir âmânın el yordamıyla yaşadığı gibi yaşamış ve bir baston gibi tutunmuştur kelime asalarına. Kelimelere güvenmek bir âmânın değneğine güvenmesi gibi bir alışkanlığa dönüşmüştür esasında. Bir güneş tutulmasına yakalanmış gibi maziye ve mazideki ceddin ruhaniyetine çıplak gözle bakılamayacağı için tutunmuştur Hayal Şehri’nin nurdan kelimelerine. O ilâh, her ne kadar çevirmişse de şehrin camlarını birer peri kâşanesine, çok sürmeden kaybolacaktır ve gidecektir 'Hayal Şehir' gurup vaktinde. Hızla uzaklaşan bir sevgilinin peşinden koşup ağlayabilmek, ona seslenebilmek ve bıraktığı boşluğu doldurabilmek için yine âmâ değneğinden kelimelere yaslanır Yahya Kemâl, esasında o bu mutantan şehrin, sezgileriyle yol alan kör dilencisidir.

Oysa 'Hayal Şehrin' som altından sarayları bir bir söndüğünde, kendi iç aydınlığı yanmaya başlar şairin. Bir kandil gibi yanan bu uhrevi aydınlıkta belirir Üsküdar ve ervahın bu cennet sahilinde rüyanın gerçek sureti belirir en sahih aynalardan. Her ışık bir yol alır zamandan, her bir yol daha uzundur yaşamdan. Sımsıkı yumulu gözleri acıyla açılır şairin ve gölgeler gibi sürüklenir ruhu o serviler altında. Sürekliliği olmayan bir rüya hâlidir "Mutantan Şehir". Bir anlık bir hikâyedir. Zaman, mekân ve belli bir süreç… Bu süreç içinde olup biten her şey, ama her şey, değişen şehir ve bu iki şehri evvelki bilgilerine göre yorumlayan bir anlatıcıdır şair, zaten bi hikâyeden başka ne istenir?

Hangi güç kurtarabilir şairi zamanın kıskacından? Bir an gelir, bir an… Gözlerini aniden açan gece varlıkları gibi bir yaratıktır şair aslında, mahkûmdur, tutukludur bu hâl içinde yaşamaya. Hani bir an gelir bütün şarkılar yarıda susar ya?.. Hani bir yıldız hızla çarpmaktayken dünyaya doğru... Hani bir kurşun hızla yol almaktadır ya kurbanının yüreğine saplanmak üzre... Herkesin nefesini tuttuğu o andır işte; bütün kâinat soluğunu tutmuş şairin tutulan nefesini beklemektedir. Şairse, zaman aynalarında, yakaza duvarlarına mıhlanmış gözleriyle dona kalmıştır. İşte gerçek sanatkârın ilhamları bu sessizlik anından çıkagelmiş ve yine bu sessizlik anında da çekip gitmiştir. Kelime balçığından avuç avuç kelime ayıklar şair ve her kelime bir ayna, her kelime bir yol olmuştur içimize. O balçıktan harf yoğurur sanatkâr ve her bir kelime ona bakar ervahta uyuyan ölü gözleri gibi.

Ve dünya Yahya Kemal gibi yeni şairlerini beklemektedir bilir misin?

"O, sen değil misin?"

Ahirimizin evvelimizden hayırlı olması niyazıyla...

0 yorum:

Loading...