Güneş burada da var/Tâ ki batana kadar/Yıldızlar yine parlar/Şafak atana kadar...
Güneş her gün doğsa da burada, senin iklimine uyandığım o efsunlu sabahlar yok artık dede. Amber kokulu parmaklarından ayrılalı ne kadar da uzun zaman geçmiş ve ben ne kadar da büyümüşüm... Sen insanları anlardın ve severdin dede, gözyaşların merhamet pınarları gibi akardı. Sen herkesi anlardın, ama herkes gibi değildin. Sen de bu dünya da yaşıyordun ama herkes gibi değil. Bunu ben anlayabiliyordum. Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde senin âlemine dalıyordum. Hakkı-zadelerin bahçesindeki konuşan ağaçlar, her ikindide dergâhın duvarlarından gelen hızlı hızlı sesler… Duyup ta anlayamadığım kelime üstü sözler… Odana girdiklerini her gördüğümde, koşup anneannemlere haber verdiğim halde haberdar olmadıkları esrarengiz misafirler… Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde meğer ben ne sırlar yaşıyormuşum, bunları çok sonradan anladım.
Bilsen şimdi nerdeyim dede, çılgın bir devirdeyim! Senden sonra ne istesem, ne alsam, ne kazansam beni avutmadı! Bu dünya bir sürgün yeri sanki! Senin ikliminden kopup geldim buralara. Senin iklimine ve ışığına olan inancım ne kadar büyükse içimdeki ıstırapta o kadar derinleşti. Yoruldum karşılıksız sevgilerden. Yoruldum kendimi anlatamamaktan. Senin yokluğunda soluksuz kalınca, sen olmadıklarını bildiğim halde sevip bağlandım kimi insanlara. Senin yokluğunda nefessiz kalınca yanlışlarıma, kaçışlarıma sarıldım. Senden ümidimi kestiğimde hayatın akışına daldım. Bir şeylerin ucundan tutunmaya çalıştım. Bir yerlere koşup, bir şeyleri yakalayayım derken hayatın içinde kayboldum. Kopup geldiğim o iklime olan inancım da kayboldu. Belki böyle daha az acı çekiyordum, belki daha mutluydum, seni ve iklimini acı çekerek özlemiyordum. Senin ikliminden ayrıldığımı senden bile sakladım rüyalarımda. Burcu burcu amber kokan parmaklarının kokusu eksiliyordu içimde. Gonca güller sararıp soluyordu elimde… Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kaybettiğimi! Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kirlettiğimi. Öylesine uzaklaştım ki kendimden ve senden, seni ve kendimi bir daha bulamadım!..
Bir yağmur ki dinmiyorFener söndü yanmıyorYüreğim dayanmıyorHasret bitene kadarBir yağmur ki hiç dinmedi gecelerce. Seni ve koptuğum iklimi unutmamın içimdeki acıyı hafifleteceğini düşünüp seni de buna ikna etmeye çalıştım. Yitirdiğim ne varsa ardımda bırakarak yoluma devam etmeye karar verdim. Daldıkça daldım masivaya. Onca yaptıklarım bir gecede bağışlanır sandım. Namazı terk ettiğim demlerde derinden, çok derinden, öksüz bir çocuk gibi ağladım. Ertesi gün tekrar etsem de yanlışlarımı, yine de içimi bayıltan acı bir lezzeti vardı dinmeyen bu gözyaşı yağmurlarımın. Bu hayatta sevgili olarak tutunacağım kimsem yoktu. Dünya bütün alâyişiyle beni kucağına çağırdı. Seni ve iklimini inkâr ettiğim müddetçe makam, şan, şöhret önüme bayrak açtı. Dünyevi aşklar, sevdalar... Gidecek yerim yoktu ya, uzattım elimi yalancı aynalara. Her bakışımda onlara, içimi utangaç bir boşluk aldı. Sonra derin bir suçluluk! Istırap duymaya başladım içimde, fenerler söndü, sancılar girdi yüreğime!.. Her biri içimde bir ayna oldu. Istıraplarımı sevdim, çünkü onlardan başka beni bana gösteren olmadı. Kendime bile yalan söylediğimde, bir tek ıstıraplarım bana doğrusunu söyledi. Kendimi aldattığımı bir tek bu aynalar gösterdi. Sonra dayanamayıp bu aynaları da kırdım! Hepsini bin parça edip tekrar hayatın içine daldım. Mutluluk modaydı ya, ben de herkes ne yapıyorsa onu yapmaya çalıştım. Mutluymuşum gibi yaptım. Bana ait olmayan bu hayatın içinde hep başka bir âlemin özlemiyle yandım. Çok geçmeden bana ait olmayan her şeye ve herkese öfkelenmeye başladım. Yiv yiv derinleşti öfke içimde. Kime kızsam içimde onu buldum. Kimi yargılasam en sonunda mahkûm ben oldum. Suçladığım insanların suçunda en çok da benim payım vardı. Kime sarılsam kollarım kocaman boşlukta kaldı.
Bilsen şimdi nerdeyim... Uzun bir seferdeyim. Yüreğim dayanmıyor dede! Ne yapsam da yurtsuz gecelerde beni bırakmayan Allah’ım vardı. Beni içine düştüğüm derin masiva çukurlarından çekip çıkaran yine senin amber kokulu parmakların oldu. Bir gece aynaya bakarken gözlerime değen amber kokulu parmaklarını hatırladım. Hâlbuki ben esrarın çocukluğumla birlikte kaybolduğunu sanmıştım. Öyle kimsesiz, öyle kanlar içinde bıraktığın bütün varlığımla sana koştum. Sen kelime üstü sözlerle beni teskin ettin. Sesine boyun eğdim. Neleri yitirdiğimi, neleri sonsuza kadar kaybettiğimi o vakit anladım. Parmakların ruhuma bir cila çalmış meğer... Parmakların beni bir ayna yapmış. Sırrın içinden uzattım parmaklarımı. Beni terk edip ihmal edenler, beni bir türlü anlamak istemeyenler, hepsi oradaydı. Ne garip hepsi oradaydı dede, beni sevseler de bir türlü içime giremeyenler... Onca insana dağıttığım kendimi geri çağırdım. Her bir parçam bir yerden seğirtip geri geldiler. Onca yıl kaybettiğim kendimden ve senden uzağa gidemedim. Gitmeyeceğim dede! Ayrılmayacağım hiç senden;Gücüm yetene kadarGücüm yetene kadar...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




1 yorum:
''Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kaybettiğimi! Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kirlettiğimi. Öylesine uzaklaştım ki kendimden ve senden, seni ve kendimi bir daha bulamadım!..''
Ağladım,ağladım...Aynalar görmediler...Üstelik o parmakların kokusunu hiç duymamış gecelerim içimden akıp gittiler...
İçten bir haykırıştı,içimde yankılanan.Eyvallah.
Eylül
Yorum Gönder