http://www.plak1.com/dinle/candan-ercetin/meger/8342.html
"Bana yapılmış olan bütün haksızlıkların yarısını sen yaptın. Beni senin kadar kimse suçlamadı, senin kadar hor gören olmadı.” Birileri bütün kapıları kapıyor sanki değil mi? Ard arda bütün kapıları. Gökyüzüne bakıyor bir adam, geceye bakıyor… Öldüğüne bir türlü inanamadığı annesinin ardından bakar gibi bakıyor gidenlerin ardından. Oysa bir cenazeyi ömrünce kollarında taşımak gibi bir şeydi senin dostluğun.
Şimdi anladım…
“Sen, dost olarak yaklaşıp her halini biliyor olmayı kullanıyorsun insanların. Sana yaklaşan zavallıların kimseye duyurmadıkları duymuş, kimseye göstermemiş olduklarımı görmüş olmayı ‘‘hüner’’ sayıyorsun kendine. Böyle durumlarda senden kaçamaz, gizlenemez, saklanamazlar zayıflıklarında kurbanların nasılsa, biliyorsun… En sonunda gülüyorsun da kahkahalarla gözyaşlarına!” Böyle anlarda hep büyüklerin himmetine sarılırım ben, sabrın yüceliğine… Biliyorum boş yere vermişim bu kadar değeri sana, bu dünyada ama olsun… Şimdi birazcık inanabilsem sana, veda ederdim bu dünyadaki bütün doğrulara. Veda ederdim herkesin tanıdığı, bildiği kendime bile. Zaten dost bildiklerime karşı bu sonsuz güvenim yüzünden tatmadığım acı kalmamıştır. Ama senin bu hasta yanını tanıdıktan sonra altında ezildiğim iyiliklerinin bile kurbanına yaklaşmak için geçici bir rol olduğunu anladım…
“ Çünkü doyumsuzdun sen, hiçbir zaferime zafer gözüyle bakmadım. Ve yetmiyor gibi yaralarımı sarmadın…” Çünkü hâlâ seviyor ve güveniyordum sana bir dost diye, kendimi inkâr edercesine. Kafam dağınıktı bu yüzden, hatta bütün kusur ve hatalar galiba benim diyordum her defasında kendime, tecrübesiz çocuk sesimle. Senden ve diğerlerinden ne kadar kazık yesem de tecrübe denilen şey ben de bir türlü oluşmuyordu. Oysa sen o kadar sakin ve tecrübe doluydun ki, susarak dünyanın en soğuk maskelerinin arkasında saklandın. Ben hep açıkta, hep ayazda kaldım bu yüzden...
“Biliyor musun, benden başkası olsaydı bu denli suçlanan, ölürdü!.. Veya öldürür kurtulurdu! Ama görüyorsun ki, ne öldüm, ne öldürdüm!.. Biliyorum bunun için bile suçluyorsun beni, farkındayım. Çünkü sen kendini sevmen için hep başkalarına muhtaçsın. Kendini sevmen için insanların sana bağlanması, kurtarıcı bir el olarak görmesi ve yokluğunda acı çekmesi gerek, üzülmesi gerek. Bu noktada seni o kadar çok utandırmışlar, öyle çok kendi zavallılığın ile karşı karşıya bırakmışlar ki, kendini sevmen ancak insanlara anlamsızca acı çektirmene bağlı hale gelmiş.
İşte, böylesin sen!.. Şimdi seni dost sanmanın, sana küsmenin hatta affetmemenin bile ne denli anlamsız ve boşuna olduğunu anlıyorum. İnsanlara yardım ettiğin için onlara her şeyi yapma hakkını tanıyorsun kendine. Sen hiç dostum olmamışsın biliyorum ama olsun varsın… Hiç pişman değilim… Demek ki bana da senin gibi bir hastayı anlamanın ve tanımanın o esrarlı yolculuğu düştü…
Senin peşine düşmek, kendini bırakmak değildir… Her şey iyilik ya da kötülük de değildir. Senin bir yarın güya büyüklerin yanında yaşarken, büyük bir yarın kocaman bir hiçlik ve boşlukla savaşıyor. Senin sevgi dediğin sadece hayattaki boşlukları tıkamak değildir, biliyor olmalısın… En zor şey ne biliyor musun şimdi? Sana dargın olmak. Aslında seni affetmek dünyadaki bütün psikopatları affetmek gibi bir şey... Sana dargın olmak sevgi ve dostluk adına bu dünyada sadece büyük bir yük.
Kimden ve neden kaçıyorsun sen? Kendi içindeki o derin boşluklar senin yanında olduğu müddetçe gidecek yerin yok ki senin, artık anla! Bu yüzden hiçbir şey ifade etmiyorsun artık benim için. Senelerdir sana acı çektiren insanların ağzından konuşmayı, öğüt verip durmayı bırak artık insanlara! Kendine ver en büyük öğüdü. Sen farklı değilsin, özel değilsin. Seni diğer insanlardan ayıran tek şey varsa o da senin hasta ruhlu birisi olman. Ama insan bakınca kızamıyor bile sana. Seni tanıdıktan sonra insanları ve hayatı daha iyi tanıdım ben. Bu yüzden olduğun gibi kabullendim işte seni de. Etrafına toplamaya çalıştığın o kadar zavallıya rağmen seni yapayalnız kılan hasta yanını keşfettim…
“Bana yapılmış olan bütün haksızlıkların yarısını sen yaptın. Beni senin kadar kimse suçlamadı, senin kadar hor gören olmadı.. Yelkenimi söndüren, kanatlarımı yolan, motorlarımı bozan sendin, biliyorum. Hızımı kesen sendin… Ben ne çok hata yapmışım meğer… Dostum sanıp aldanmışım meğer… Boşa kalbimi açmışım meğer… Bu dostluk yıllarca sürer sanmışım meğer… Sen hiç dostum olmamışsın meğer… Olsun varsın pişman değilim…
Biraz üzüldüm hepsi bu…
ağlamam artık gidenlere
ağlamam artık bitenlere
ağlamam artık üzenlere
ihanet edenlere
Devamını okuyun...>>
Gücüm Yetene Kadar...
Güneş burada da var/Tâ ki batana kadar/Yıldızlar yine parlar/Şafak atana kadar...
Güneş her gün doğsa da burada, senin iklimine uyandığım o efsunlu sabahlar yok artık dede. Amber kokulu parmaklarından ayrılalı ne kadar da uzun zaman geçmiş ve ben ne kadar da büyümüşüm... Sen insanları anlardın ve severdin dede, gözyaşların merhamet pınarları gibi akardı. Sen herkesi anlardın, ama herkes gibi değildin. Sen de bu dünya da yaşıyordun ama herkes gibi değil. Bunu ben anlayabiliyordum. Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde senin âlemine dalıyordum. Hakkı-zadelerin bahçesindeki konuşan ağaçlar, her ikindide dergâhın duvarlarından gelen hızlı hızlı sesler… Duyup ta anlayamadığım kelime üstü sözler… Odana girdiklerini her gördüğümde, koşup anneannemlere haber verdiğim halde haberdar olmadıkları esrarengiz misafirler… Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde meğer ben ne sırlar yaşıyormuşum, bunları çok sonradan anladım.
Bilsen şimdi nerdeyim dede, çılgın bir devirdeyim! Senden sonra ne istesem, ne alsam, ne kazansam beni avutmadı! Bu dünya bir sürgün yeri sanki! Senin ikliminden kopup geldim buralara. Senin iklimine ve ışığına olan inancım ne kadar büyükse içimdeki ıstırapta o kadar derinleşti. Yoruldum karşılıksız sevgilerden. Yoruldum kendimi anlatamamaktan. Senin yokluğunda soluksuz kalınca, sen olmadıklarını bildiğim halde sevip bağlandım kimi insanlara. Senin yokluğunda nefessiz kalınca yanlışlarıma, kaçışlarıma sarıldım. Senden ümidimi kestiğimde hayatın akışına daldım. Bir şeylerin ucundan tutunmaya çalıştım. Bir yerlere koşup, bir şeyleri yakalayayım derken hayatın içinde kayboldum. Kopup geldiğim o iklime olan inancım da kayboldu. Belki böyle daha az acı çekiyordum, belki daha mutluydum, seni ve iklimini acı çekerek özlemiyordum. Senin ikliminden ayrıldığımı senden bile sakladım rüyalarımda. Burcu burcu amber kokan parmaklarının kokusu eksiliyordu içimde. Gonca güller sararıp soluyordu elimde… Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kaybettiğimi! Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kirlettiğimi. Öylesine uzaklaştım ki kendimden ve senden, seni ve kendimi bir daha bulamadım!..
Bir yağmur ki dinmiyorFener söndü yanmıyorYüreğim dayanmıyorHasret bitene kadarBir yağmur ki hiç dinmedi gecelerce. Seni ve koptuğum iklimi unutmamın içimdeki acıyı hafifleteceğini düşünüp seni de buna ikna etmeye çalıştım. Yitirdiğim ne varsa ardımda bırakarak yoluma devam etmeye karar verdim. Daldıkça daldım masivaya. Onca yaptıklarım bir gecede bağışlanır sandım. Namazı terk ettiğim demlerde derinden, çok derinden, öksüz bir çocuk gibi ağladım. Ertesi gün tekrar etsem de yanlışlarımı, yine de içimi bayıltan acı bir lezzeti vardı dinmeyen bu gözyaşı yağmurlarımın. Bu hayatta sevgili olarak tutunacağım kimsem yoktu. Dünya bütün alâyişiyle beni kucağına çağırdı. Seni ve iklimini inkâr ettiğim müddetçe makam, şan, şöhret önüme bayrak açtı. Dünyevi aşklar, sevdalar... Gidecek yerim yoktu ya, uzattım elimi yalancı aynalara. Her bakışımda onlara, içimi utangaç bir boşluk aldı. Sonra derin bir suçluluk! Istırap duymaya başladım içimde, fenerler söndü, sancılar girdi yüreğime!.. Her biri içimde bir ayna oldu. Istıraplarımı sevdim, çünkü onlardan başka beni bana gösteren olmadı. Kendime bile yalan söylediğimde, bir tek ıstıraplarım bana doğrusunu söyledi. Kendimi aldattığımı bir tek bu aynalar gösterdi. Sonra dayanamayıp bu aynaları da kırdım! Hepsini bin parça edip tekrar hayatın içine daldım. Mutluluk modaydı ya, ben de herkes ne yapıyorsa onu yapmaya çalıştım. Mutluymuşum gibi yaptım. Bana ait olmayan bu hayatın içinde hep başka bir âlemin özlemiyle yandım. Çok geçmeden bana ait olmayan her şeye ve herkese öfkelenmeye başladım. Yiv yiv derinleşti öfke içimde. Kime kızsam içimde onu buldum. Kimi yargılasam en sonunda mahkûm ben oldum. Suçladığım insanların suçunda en çok da benim payım vardı. Kime sarılsam kollarım kocaman boşlukta kaldı.
Bilsen şimdi nerdeyim... Uzun bir seferdeyim. Yüreğim dayanmıyor dede! Ne yapsam da yurtsuz gecelerde beni bırakmayan Allah’ım vardı. Beni içine düştüğüm derin masiva çukurlarından çekip çıkaran yine senin amber kokulu parmakların oldu. Bir gece aynaya bakarken gözlerime değen amber kokulu parmaklarını hatırladım. Hâlbuki ben esrarın çocukluğumla birlikte kaybolduğunu sanmıştım. Öyle kimsesiz, öyle kanlar içinde bıraktığın bütün varlığımla sana koştum. Sen kelime üstü sözlerle beni teskin ettin. Sesine boyun eğdim. Neleri yitirdiğimi, neleri sonsuza kadar kaybettiğimi o vakit anladım. Parmakların ruhuma bir cila çalmış meğer... Parmakların beni bir ayna yapmış. Sırrın içinden uzattım parmaklarımı. Beni terk edip ihmal edenler, beni bir türlü anlamak istemeyenler, hepsi oradaydı. Ne garip hepsi oradaydı dede, beni sevseler de bir türlü içime giremeyenler... Onca insana dağıttığım kendimi geri çağırdım. Her bir parçam bir yerden seğirtip geri geldiler. Onca yıl kaybettiğim kendimden ve senden uzağa gidemedim. Gitmeyeceğim dede! Ayrılmayacağım hiç senden;Gücüm yetene kadarGücüm yetene kadar...
Devamını okuyun...>>
Güneş her gün doğsa da burada, senin iklimine uyandığım o efsunlu sabahlar yok artık dede. Amber kokulu parmaklarından ayrılalı ne kadar da uzun zaman geçmiş ve ben ne kadar da büyümüşüm... Sen insanları anlardın ve severdin dede, gözyaşların merhamet pınarları gibi akardı. Sen herkesi anlardın, ama herkes gibi değildin. Sen de bu dünya da yaşıyordun ama herkes gibi değil. Bunu ben anlayabiliyordum. Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde senin âlemine dalıyordum. Hakkı-zadelerin bahçesindeki konuşan ağaçlar, her ikindide dergâhın duvarlarından gelen hızlı hızlı sesler… Duyup ta anlayamadığım kelime üstü sözler… Odana girdiklerini her gördüğümde, koşup anneannemlere haber verdiğim halde haberdar olmadıkları esrarengiz misafirler… Amber kokulu parmakların gözlerime değdiğinde meğer ben ne sırlar yaşıyormuşum, bunları çok sonradan anladım.
Bilsen şimdi nerdeyim dede, çılgın bir devirdeyim! Senden sonra ne istesem, ne alsam, ne kazansam beni avutmadı! Bu dünya bir sürgün yeri sanki! Senin ikliminden kopup geldim buralara. Senin iklimine ve ışığına olan inancım ne kadar büyükse içimdeki ıstırapta o kadar derinleşti. Yoruldum karşılıksız sevgilerden. Yoruldum kendimi anlatamamaktan. Senin yokluğunda soluksuz kalınca, sen olmadıklarını bildiğim halde sevip bağlandım kimi insanlara. Senin yokluğunda nefessiz kalınca yanlışlarıma, kaçışlarıma sarıldım. Senden ümidimi kestiğimde hayatın akışına daldım. Bir şeylerin ucundan tutunmaya çalıştım. Bir yerlere koşup, bir şeyleri yakalayayım derken hayatın içinde kayboldum. Kopup geldiğim o iklime olan inancım da kayboldu. Belki böyle daha az acı çekiyordum, belki daha mutluydum, seni ve iklimini acı çekerek özlemiyordum. Senin ikliminden ayrıldığımı senden bile sakladım rüyalarımda. Burcu burcu amber kokan parmaklarının kokusu eksiliyordu içimde. Gonca güller sararıp soluyordu elimde… Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kaybettiğimi! Öylesine kayboldum ki; bulamadım içimde neyi kirlettiğimi. Öylesine uzaklaştım ki kendimden ve senden, seni ve kendimi bir daha bulamadım!..
Bir yağmur ki dinmiyorFener söndü yanmıyorYüreğim dayanmıyorHasret bitene kadarBir yağmur ki hiç dinmedi gecelerce. Seni ve koptuğum iklimi unutmamın içimdeki acıyı hafifleteceğini düşünüp seni de buna ikna etmeye çalıştım. Yitirdiğim ne varsa ardımda bırakarak yoluma devam etmeye karar verdim. Daldıkça daldım masivaya. Onca yaptıklarım bir gecede bağışlanır sandım. Namazı terk ettiğim demlerde derinden, çok derinden, öksüz bir çocuk gibi ağladım. Ertesi gün tekrar etsem de yanlışlarımı, yine de içimi bayıltan acı bir lezzeti vardı dinmeyen bu gözyaşı yağmurlarımın. Bu hayatta sevgili olarak tutunacağım kimsem yoktu. Dünya bütün alâyişiyle beni kucağına çağırdı. Seni ve iklimini inkâr ettiğim müddetçe makam, şan, şöhret önüme bayrak açtı. Dünyevi aşklar, sevdalar... Gidecek yerim yoktu ya, uzattım elimi yalancı aynalara. Her bakışımda onlara, içimi utangaç bir boşluk aldı. Sonra derin bir suçluluk! Istırap duymaya başladım içimde, fenerler söndü, sancılar girdi yüreğime!.. Her biri içimde bir ayna oldu. Istıraplarımı sevdim, çünkü onlardan başka beni bana gösteren olmadı. Kendime bile yalan söylediğimde, bir tek ıstıraplarım bana doğrusunu söyledi. Kendimi aldattığımı bir tek bu aynalar gösterdi. Sonra dayanamayıp bu aynaları da kırdım! Hepsini bin parça edip tekrar hayatın içine daldım. Mutluluk modaydı ya, ben de herkes ne yapıyorsa onu yapmaya çalıştım. Mutluymuşum gibi yaptım. Bana ait olmayan bu hayatın içinde hep başka bir âlemin özlemiyle yandım. Çok geçmeden bana ait olmayan her şeye ve herkese öfkelenmeye başladım. Yiv yiv derinleşti öfke içimde. Kime kızsam içimde onu buldum. Kimi yargılasam en sonunda mahkûm ben oldum. Suçladığım insanların suçunda en çok da benim payım vardı. Kime sarılsam kollarım kocaman boşlukta kaldı.
Bilsen şimdi nerdeyim... Uzun bir seferdeyim. Yüreğim dayanmıyor dede! Ne yapsam da yurtsuz gecelerde beni bırakmayan Allah’ım vardı. Beni içine düştüğüm derin masiva çukurlarından çekip çıkaran yine senin amber kokulu parmakların oldu. Bir gece aynaya bakarken gözlerime değen amber kokulu parmaklarını hatırladım. Hâlbuki ben esrarın çocukluğumla birlikte kaybolduğunu sanmıştım. Öyle kimsesiz, öyle kanlar içinde bıraktığın bütün varlığımla sana koştum. Sen kelime üstü sözlerle beni teskin ettin. Sesine boyun eğdim. Neleri yitirdiğimi, neleri sonsuza kadar kaybettiğimi o vakit anladım. Parmakların ruhuma bir cila çalmış meğer... Parmakların beni bir ayna yapmış. Sırrın içinden uzattım parmaklarımı. Beni terk edip ihmal edenler, beni bir türlü anlamak istemeyenler, hepsi oradaydı. Ne garip hepsi oradaydı dede, beni sevseler de bir türlü içime giremeyenler... Onca insana dağıttığım kendimi geri çağırdım. Her bir parçam bir yerden seğirtip geri geldiler. Onca yıl kaybettiğim kendimden ve senden uzağa gidemedim. Gitmeyeceğim dede! Ayrılmayacağım hiç senden;Gücüm yetene kadarGücüm yetene kadar...
Devamını okuyun...>>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



